Yayınlar

KENDİNDEN KENDİNE EY ÂŞIK!

Resim
KENDİNDEN KENDİNE EY ÂŞIK! SADÎ-İ ŞİRAZÎ Doğu hakikat ve aşkı mecz ile tarife kalkışırsa iş sözden çıkar derler! Buyrun, ehibbâya niyaz ile... GAZEL-İ ŞİRAZÎ Sâlhâ dil taleb-i câm-ı Cem ez-mâ mî-kerd V′ ân-çi hod dâşt zi-bîgâne temennâ mî-kerd Gönül yıllardır bizden Cem'in kadehini yani gaybî sırları gösteren bir ayna isterdi. Hâlbuki kendinden olan şeyi bigâneden isterdi. Yani cam-ı Cem ve ayine-i İskender kendinde iken veya kendisi iken bizden isterdi. Mazhar-ı zât u sıfât „âlem u âdem bâşed Câm-ı Cem-râ ki şenîdî dil-i âdem bâşed Allah'ın zatının ve sıfatlarının aynası âlem ve insandır. Bütün görünmeyenleri gaybı gösterdiğini işittiğin Cem'in kadehi yok mu, işte o insanın gönlüdür. Gevherî k′ ez-sadef-i kevn u mekân bîrûn bûd Taleb ez-gum-şudegân-ı leb-i deryâ mî-kerd Kevn ve mekân sadefinde bulunmayan inciyi, daha denize dalmadan sahilde kaybolanlardan yani şuhûd denizine gark olanlardan isterdi. Hâlbuki denize gark olanlardan h

BİR EHL-İ BEYT SEVDÂLISI: KEMÂL EDİP KÜRKÇÜOĞLU

Resim
Mâh-ı Mâtem hürmetine sizlere ünlü edip Kemal Edip Kürkçüoğlu'nun bir mersiyesini arz ediyoruz. Şair mersiyesine "Feryâd" ismini uygun bulmuş... Geçdi bir yıl yine bir mâh-ı Muharrem geldi Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede Göze nem gönle elem her yana mâtem geldi Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede Ne için kasd-ı ciğer-gâh-ı Betûl eylediler Rûh-ı Peygamber-i zî-şânı melûl eylediler Burc-ı îmânı yıkıp küfri kabûl eylediler Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede Lutf edip verme haber Fâtımatü’z-Zehrâ’ya Melekûtun boğar âfâkını vâveylâya Getirir belki tezelzül mele’-i a’lâya Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüseyn’im nerede Kurretü’l-‘ayn-ı Resûlü’s-sekaleyn’im nerede Kerbelâ kerb ü belâ kahr u âna meydânı Ona kim kıydı Zebûn etti kim ol sultânı Götürür hurfe-i isyâna şu hâl insânı Söyle ey bâd-ı sabâ söyle Hüse

GELDİ Kİ OL MUHARREM'DİR!

Resim
Mâh-ı Muharrem hürmetine muhibb-i Ehl-i Beyt'e şifâ olması niyâzıyla...  Gel Muharrem’dir Necef vâdîlerin yâd et dilâ Yaralar aç sînen üzre tâ bilinsin mâcerâ Karalar giy ehl-i îmânın gazâsı vaktidir Mâtem-i Şâh-ı Şehîdânı tutup eyle bükâ Eşkıyâdır şüphesiz Âl-i Abâ’ya zulm iden Ol adûlardan teberrî farz-ı ayn oldı sana Gûş idüp bu kıssa-i cân-sûzı aklın aldırır Nîce cânın vermeye bu derd ile ehl-i vefâ Fikr edip bu hâli insâf eyle Allâh aşkına Zerre îmânı olan kalbinde verir mi rızâ Ben şehîd-i Kerbelâ’nın yoluna cân vereyim Tek o şâhın hâk-i pây-ı devletine ereyim … La'net ol kavm-i pelîde bunca efsûs eyledi Rahmetinden anları Allâh me'yûs eyledi Dâğlardır sînesinde çarh-ı gaddârın nücûm Şol nedâmetden ki kaddin bükdi ma'kûs eyledi Şem'-i bezm-i hânedânı haşre dek yansın deyü Kubbe-i gerdûnı sanî' şekl-i fânûs eyledi Sen katîl-i tîğ-ı a'dâ etdin ey zâlim felek Ol şehi kim Fahr-ı Âlem gerdenin

TAKMA KAFANA!

Resim
Bir necm-i baht doğsa eğer her şeb istemem Bir iki günlük ömre celî kevkeb istemem Ben feyz-yâb-ı bâb-ı Cenab-ı muhabbetim Zâhirde kesb eyliyecek mekseb istemem Rapteyledim derûnumu habl-i mukaddere Gayre temellük ile kaçık mezheb istemem Vâsıf safây-ı hâtırım âzadeliktedir Arz etseler menâsıb-ı kevnî hep istemem ENDERUNLU VÂSIF Okunuşu: Takma Kafana - Hattat: Savaş Çevik

1433 YILLIK VUSLATIN HASRETİNE

Resim
NA’T-I ŞERİF Ey mihr-i lâ-yezâlin mehtâb-ı müstenîri Envâr-ı kibriyâya sensin yegâne mazhar Zâtınla zât-ı akdes olmuşdu zarf u mazruf Dillerde ism-i pâkin Allah ile beraber Sensin nebî-i ümmî ârif kemâl-i Hakkı Ârif kemâl-i zâtın yalnız Hudâ-yı enver Mir’ât-i Hak-nümâsın tevhîd ile mücellâ Kim anda hüsn-i mutlak nûrunla cilve eyler Uşşâk-ı zârı varken bî-hâd o Kibriyânın Ma’şûk-ı münferidsin Mevlâye ey Peygamber Asr-ı sa’âdetinde gelmek nasîb olaydı Görmüş olurdu billâh, Allah’ı görmeyenler Hakk’ın yanında mehtâb sönmüş çerâğa benzer Leylâ misâli hûbân pâyinde zıll-i kemter Ey yâr, kâ’inâta şâmil füyûz-ı sevdâ Aşkınla müncelîdir bizzât İlâh-ı ekber Bin yıl çalışsa âbid, ma’bûduna erişmez Vuslat-serâ-yı Hakk’a aşkın yegâne rehber Encümle mâh gökde bir levha-i muallâ Kim “haccetü’l-vedâ”ı ihtâr ederdi manzar Nâm-ı bülendin ey yâr menkûş-ı arş-ı izzet Âyât-ı Zül-celâl’in çepçevre hâle küster Münkirlerin yüzünde nâr-ı cahîm alev-rîz Vechinde mü’minînin tâbende nûr-

İSTER GİZLİ - İSTER AŞİKÂR

Resim
Ey nihal-i işve bir nevres fidanımsın benim Gördüğüm günden beri hatır-ı nişanımsın benim Ben ne hacet kim diyem ruh-u rivanımsın benim Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim Derd-i aşkın ben senin beyhude izhar eylemem Laf edip ah u enin-i kendime kar eylemem Hasılı alem bilir bu sırrı inkar eylemem Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim Gahi ikrar eyleyip gahi dönüp inkardan Aksini seyr eylerim ayinede divandan Gerçi bu suretle pinhan ederim ağyardan Gizlesem de aşikar etsem de canımsın benim ŞEYH GÂLİB ES'AD el-MEVLEVÎ

SON YÜZYILDA DİN VE MUSİKİ FELSEFEMİZ

Modernizm çağı olarak nitelendirilen yeni yüzyılda din anlayışımız büyük değişimlere uğradı. Din her şeyin materyalist algılara dönüştüğü bu çağda toplumdaki bazı kesimler için salt sosyal olgu şekline dönüştü. Bu yüzyılın insanları dinin inanç ve iman olarak nitelendirilen batınî kısmı kaybettiler. Toplumlar inanarak, sorgulayarak ya da inceleyerek değil, alışkanlıkları ile inanmaya ve yaşamaya başladılar. Aslında bu materyalist felsefeyi de kökünden yıkmakta. Diğer kesimdeki dünya halkı için ise din hayatta manasız kalan olguların mana kazanması için tutundukları bir ihtiyaç ürünü oldu. Kısacası günümüzde din olgusu olumlu ya da olumsuz anlamda ciddi felsefi ve sosyal kaymalar yaşamakta. Türkiye’ye baktığımızda durum çok da farklı görünmemektedir. Anlamlarını yitiren olgularımıza yeni anlamlar katmak için sığınılmış bir muhafazakârlık görüşü artık düşüncelerimizde sinsice yer almaya ve bizi içten içe kemirmeye başladı. Herhangi bir felsefe yahut düşüncenin yeni yüzyılda daha ço